Psikolojik Sorunlar Nereden Başlar?

Yazar: Psikolojik Danışman Emine Hatun UÇUNGAN

İnsan zihni, yalnızca anlık deneyimlerin değil; geçmişin izlerinin, sosyal çevrenin etkilerinin ve biyolojik altyapının birleşiminden oluşan karmaşık bir yapıdır. Bu nedenle psikolojik sorunlar da, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlıdır. İnsanlar psikolojik zorluklar yaşadığında, bu çoğu zaman sadece bir stres anına verilen tepki değil, aynı zamanda daha derin bir içsel dengesizliğin dışa vurumudur. Kimi zaman bastırılan duygular, kimi zaman çocukluktan taşınan yaralar, kimi zamansa çevresel taleplerin bireyin sınırlarını aşması, ruhsal dengenin bozulmasına yol açar. Psikolojik sorunlar, bireyin içsel dünyasında yaşadığı çalkantıların, bedende ve davranışlarda yankı bulmuş halidir. Bu yüzden onları yalnızca “semptom” olarak görmek değil; bir mesaj olarak anlamak gerekir.

İnsan psikolojisi, biyolojik eğilimlerle çevresel etkileşimlerin sürekli bir etkileşim halinde olduğu bir yapıdır. Araştırmalar, genetik yatkınlıkların bazı psikiyatrik rahatsızlıklar üzerinde etkili olabileceğini gösterse de (Kendler & Eaves, 2005), bu yatkınlıkların bir sorun hâline dönüşmesi için çevresel tetikleyiciler çoğu zaman belirleyicidir. Travmatik yaşantılar, bağlanma sorunları, ihmal ya da duygusal yoksunluk gibi erken dönem deneyimler; bireyin stresle baş etme kapasitesini zayıflatabilir (Schore, 2003). Aynı zamanda bireyin içinde bulunduğu toplumsal yapı, ekonomik koşullar, kültürel normlar ve hatta sosyal medya gibi unsurlar da bu yükü artırabilir. Örneğin sürekli başarıya odaklı bir toplumda, yetersizlik hissi daha kolay tetiklenir; duyguların bastırılması norm haline geldiğinde, bireyler içsel dünyalarıyla bağlarını kaybedebilir. Bu nedenle psikolojik sorunların kökeni yalnızca kişisel değil, aynı zamanda kolektiftir.

Bu sorunların fark edilmesi ise çoğu zaman kolay değildir. İnsan zihni, rahatsızlık verici duyguları bastırma ya da inkâr etme eğilimindedir. Bu da sorunların uzun süre görünmez kalmasına yol açar. Ancak bir noktada bu bastırılmış duygular, bedensel belirtiler, yoğun kaygılar, öfke patlamaları ya da ilişkisel kopukluklar şeklinde yüzeye çıkabilir. Kimi zaman insanlar yaşadıkları sıkıntının psikolojik olduğunun farkında bile olmadan yardım arayışına girerler. “Kendimi hep yorgun hissediyorum”, “hiçbir şeyden zevk almıyorum”, “nedenini bilmediğim bir huzursuzluk var içimde” gibi cümleler, aslında altta yatan psikolojik süreçlerin ipuçlarıdır (van der Kolk, 2014). Bu yüzden bir sorunu fark etmek, sadece onun varlığını görmek değil; onunla ilgili duygusal temas kurabilmektir. Kişi kendi iç sesine kulak verdikçe ve bedenin işaretlerini ciddiye aldıkça, psikolojik sorunların yüzeye çıkması mümkün hale gelir. Çünkü bastırılan her duygu, bir şekilde kendini gösterme yolunu bulur.

Bu noktada iyileşme, yalnızca belirtilerin ortadan kalkmasıyla değil, sorunun kökenine inip bireyin kendisiyle yeniden bağ kurmasıyla mümkün olur. Psikolojik destek, kişinin geçmiş yaşantılarını, ilişkisel örüntülerini ve savunma mekanizmalarını fark etmesine yardımcı olur. Özellikle güvene dayalı bir terapötik ilişki içinde kişi, bastırdığı duygularla yüzleşebilir, kırılganlıklarını görünür kılabilir ve duygusal olarak düzenlenebilir (Siegel, 2012). Aynı zamanda meditasyon, beden odaklı yaklaşımlar ve sanat terapisi gibi yöntemlerle kişinin kendilik algısı güçlendirilebilir. Bu süreç, bireyin acı veren deneyimleri anlamlandırarak onları dönüştürmesini sağlar. İyileşme, eski hikâyeyi inkâr etmek değil; ona yeni bir anlam vermekle başlar.

Sonuç olarak, insanlar psikolojik sorunlar yaşadıklarında bu yalnızca zayıflık ya da kişisel eksiklikten kaynaklanmaz. Aksine bu sorunlar, zihinsel ve duygusal dünyada yaşanan dengesizliklerin doğal bir yansımasıdır. Bireyin geçmişi, ilişkileri, çevresi ve biyolojik yapısı bir bütün olarak ele alındığında; psikolojik zorlukların da bu bütünlük içinde anlam kazandığı görülür. Sorunu tanımak, onunla yüzleşmeye cesaret etmek ve gerektiğinde yardım istemek, insanın kendine verebileceği en büyük iyiliktir. Çünkü psikolojik sorunlar bir sona değil; farkındalığa, dönüşüme ve içsel iyileşmeye açılan bir kapı olabilir.


KAYNAKÇA


Kendler, K. S., & Eaves, L. J. (2005). Models for the joint effect of genes and environment on liability to psychiatric illness. American Journal of Psychiatry, 162(5), 820–828. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.162.5.820


Schore, A. N. (2003). Affect dysregulation and disorders of the self. New York: Norton.


Siegel, D. J. (2012). The developing mind: How relationships and the brain interact to shape who we are. New York: Guilford Press.

Kvan der Kolk, B. A. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma. New York: Viking.